Ama nasıl böyle düşünebilirim Tanrım?Her şey bir başkasına aitken, hiçbiri benim için değilken nasıl bu kadar kör olabilirim; hatta bana karşı sevecenliği, alakası, sevgisi bile… evet, bana olan sevgisi bile, kısa süre sonra birisiyle buluşacak...
Ama nasıl böyle düşünebilirim Tanrım?Her şey bir başkasına aitken, hiçbiri benim için değilken nasıl bu kadar kör olabilirim; hatta bana karşı sevecenliği, alakası, sevgisi bile… evet, bana olan sevgisi bile, kısa süre sonra birisiyle buluşacak olmanın verdiği bir mutluluk ve bu mutluluğu benimle paylaşma arzusundan başka bir şey değilken?
“Sevdiğinin mutluluğunu sana duyduğu sevgiden sanmak…”ne kadar tanıdık bir yanılgı
Bazen en çılgın en imkansız görünen fikir kafanızda öyle bir yer edinir ki öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz... Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir arzuya eşlik ediyorsa, bazen onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş, kadere yazılmış, var...
Bazen en çılgın en imkansız görünen fikir kafanızda öyle bir yer edinir ki öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz... Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir arzuya eşlik ediyorsa, bazen onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş, kadere yazılmış, var olmaması, gerçekleşmemesi imkansız bir şey olarak kabul edersiniz!
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Giyotin, kulağa oldukça ürkütücü geliyor ki öyle de olmalı. Bir dakika aynı isimli bir yarışma programı vardı, bir televizyon programı neden bir ölüm makinesi ile anılmak istendi asla anlamadım tıpkı insanların her gün neden daha fazla ölüm...
Giyotin, kulağa oldukça ürkütücü geliyor ki öyle de olmalı. Bir dakika aynı isimli bir yarışma programı vardı, bir televizyon programı neden bir ölüm makinesi ile anılmak istendi asla anlamadım tıpkı insanların her gün neden daha fazla ölüm istediğini anlamadığım gibi.
Bazı kaynaklar giyotinin Fransız Devrimi ile adını duyurduğunu, bir doktor ve meclis üyesi olan Joseph-Ignace Guillotin tarafından tasarlandığını ve adını buradan aldığını, bazı kaynaklar ise ilk kez Fransa'da değil İngiltere'de kullanıldığını ve sanılanın aksine yaratıcısının Guillotin değil Fransız Cerrahlar Sekreteri Dr. Antoine Louis olduğunu belirtiyor ama kitap ilk seçenek üzerinde duruyor.
Komiktir ki giyotin ile idam cezalarının daha "insancıl" infaz edilmesi amaçlanıyor. İdam çok insancıl bu sebeple uygulanması da tabi ki kendisini aşmamalıdır. Kitapta, modern sayılan bu ölüm makinesinin ceza uygulanırken insanlık dışı olayların nasıl sahnelendiği hep birlikte göreceğiz.
Not: Dr. Guillotin, aletin ve idam şeklinin kendi soyadıyla anılmasından rahatsız olur ve soyadını değiştirir.
Yazarın 1829 yılında yani 27 yaşındayken maruz kaldığı baskılar yüzünden takma ad ile, Paris Greve Meydanı'nda gördüğü ve çok derinden etkilendiği idamın üzerine yazdığı kitabın bir manifesto niteliğindeki önsözünde anlatılan önemli bilgiler üzerinde duralım. Ele alınan ilk konu yazarın kitabı yazma amacıdır. Kitap, şu anki ve gelecekteki bütün suçlular için genel ve kalıcı bir savunma. 'Asıl temyiz mahkemesi olan halkın' önünde insan haklarının savunulmasının ve dile getirilmesinin doruk noktasını temsil eden bir savunma. Bir suçlunun mahkemeye değil giyotin sehpasına, hâkimin önüne değil celladın önüne yerleştirilen ölüm kalım meselesini ele alan bir savunma.
Fransa'da idam cezaları bağırılarak ilan edilir ve broşürler satılırdı. Bu broşürlerde idamın saati, yeri, suçlunun kim olduğu gibi bilgiler yer alırdı.
Broşür satanların elde ettiği kazançla ilgili yazar: "Kanla kirlenmiş bu paradan daha iğrenç bir şey düşünebiliyor musunuz?" diyerek bunun ne kadar korkunç olduğunu ifade ediyor.
Bilindiği gibi Victor Hugo idama karşıydı ve bu düşüncesini muhakkak okunması gereken bu cümleler ile etkili bir şekilde anlatıyor:
"Yargılayanlar ve mahkûm edenler ölüm cezasının toplumdan kendisine zarar veren ve daha sonra da zarar verebilecek olan birini uzaklaştırmanın önemi nedeniyle gerekli olduğunu söylüyorlar. Sadece bu söz konusu olsaydı, müebbet hapis cezası yetecekti. Öldürmek neye yarar? Hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi? Nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar. Demir parmaklıkların sağlamlığına güvenmiyorsanız, hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?
Zindancının yeterli olduğu yerde cellata gerek yoktur. İnfazların gösteri haline dönüşmesinin beklenen etkiyi yaratmadığını, halkı eğitmediğini, içindeki bütün duyarlılığı ve erdemi yok ettiğini ileri sürüyoruz. Bu infaz kime örnek olur?
Bu adamın boynunu kestiğiniz darbenin sadece onu öldürdüğünü, babasının, annesinin, çocuklarının bu durumdan hiç etkilenmeyeceğini mi sanıyorsunuz? Hayır, onun kellesini uçururken bütün ailesini de öldürüyorsunuz. Ve yine masumları yok ediyorsunuz. Size bütün bu adamların yaşamasının bize ne zararının dokunacağını soruyorum. Fransa'da herkesin solumasına yetecek kadar hava yok mu?"
Kitap, önsözden sonra 'TRAJEDİ HAKKINDA BİR KOMEDİ' bölümü ile devam ediyor. Bu 3.baskıda da yer alan diyalog türündeki önsöz. Burada toplumun cellatlık görevini esere yönelttiği siyasi, ahlâki ve edebi eleştiriler ile nasıl yerine getirdiğini görüyoruz. Bakınız burada çok absürt bir duruma tanıklık ediyoruz.
Giyotinli idamlar, idam yerine toplanan kalabalığın popüler bir eğlencesiydi hatta anne babalar çocuklarını da izlemeleri için getirirlerdi. 1984 kitabından da hatırlarsınız çocuklar idamı izlemeye gitmek için adeta ebeveynlerini tehdit ederdi. Korkunç.. İdam o kadar çok tekrarlanıyordu ki halk için sıkıcı hale geldi. Şimdi burada asıl değinmek istediğim konu şu: Dönemin insanları Victor Hugo ve Bir İdam Mahkûmunun Son Günü eserini eleştirirken yazarın kötü yürekli biri olduğunu hatta mahkûm edilmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Kitabın ise iğrenç, insanı hasta eden, kâbus görmeye sebep olan, dehşet verici, naif duygulara engel olan, korkunç etkiler yaratan, toplumsal düzeni yıkıcı etkiye sahip olduğuna dair cümleler sarf ediyorlar.Asıl dehşet verici olan bu cümleler ve insanlar. Bunu kanıtlar nitelikte cümleler sunmak istiyorum iki konuşmacıdan.
1. Konuşmacı: "Ahlâki değerlerin her geçen gün yozlaştığını kabul etmek gerekir. Tanrım, ne iğrenç bir düşünce! İnfaz gününü, ölüme mahkûm olmuş bir adamın fiziki acılarını, yaşadığı manevi işkenceleri, tek birini bile atlamadan araştırmak, çözümlemek! Bu acımasızlık değil mi?"
2. Konuşmacı: "Kimsenin okuyucusuna yaşanan fiziki acıyı aktarmaya hakkı yok. Bu roman tüylerinizi diken diken ediyor. Okuduktan sonra iki gün yataktan kalkamadım."
Şimdi önce kitap ile ilgili konuşmalarının üzerinde
Hayat şu an sana karışık gelebilir: Kime güveneceğim? Hangi yoldan gideceğim? Hangi insanlar gerçekten iyi? Hangilerinden uzak durmalıyım? Bunların hepsinin cevabı zamanla geliyor. Panik yapma. Ne oluyorsa zaten olması gerektiği için...
Hayat şu an sana karışık gelebilir: Kime güveneceğim? Hangi yoldan gideceğim? Hangi insanlar gerçekten iyi? Hangilerinden uzak durmalıyım? Bunların hepsinin cevabı zamanla geliyor. Panik yapma. Ne oluyorsa zaten olması gerektiği için oluyor.
Bazen yalnız hissedeceksin. “Kimse beni anlamıyor” diyeceksin. Birkaç kez kalbin kırılacak, üstüne bir de gururun incinecek. Ama sonra fark edeceksin ki, seni en iyi sen anlıyorsun ve o çok önemsediğin olayların bazıları ileride aklına bile gelmeyecek.
Merak etme, unutacaksın… hatta bazılarına “Nasıl üzülmüşüm ya?” diye kahkaha atacaksın.
Sarı Sıcak – 1952
İnce Memed – 1955
Teneke – 1955
Peri Bacaları – 1954
Orta Direk – 1960
Taş Çatlasa – 1961
Yer Demir Gök Bakır – 1963
Ölmez Otu – 1968
Ağrıdağı Efsanesi – 1970
Binboğalar Efsanesi – 1971
Bu Diyar Baştan Başa –...
Sarı Sıcak – 1952
İnce Memed – 1955
Teneke – 1955
Peri Bacaları – 1954
Orta Direk – 1960
Taş Çatlasa – 1961
Yer Demir Gök Bakır – 1963
Ölmez Otu – 1968
Ağrıdağı Efsanesi – 1970
Binboğalar Efsanesi – 1971
Bu Diyar Baştan Başa – 1971
Baldaki Tuz – 1974
Demirciler Çarşısı Cinayeti – 1974
Yusufçuk Yusuf – 1975
Al Gözüm Seyreyle Salih – 1976
Yılanı Öldürseler – 1976
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca – 1977
Akçasazın Ağaları – 1977
Kuşlar da Gitti – 1978
Deniz Küstü – 1978
Yağmurcuk Kuşu (Kimsecik I) – 1980
Kale Kapısı (Kimsecik II) – 1985
Kanın Sesi (Kimsecik III) – 1991
Çukurova Yana Yana – 1992
Bir Bulut Kaynıyor – 1993
Zulmün Artsın – 1995
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (Bir Ada Hikayesi I) – 1998
Karıncanın Su İçtiği (Bir Ada Hikayesi II) – 2002
Tanyeri Horozları (Bir Ada Hikayesi III) – 2002
Çıplak Deniz Çıplak Ada (Bir Ada Hikayesi IV) – 2012