Bilmiyorum neyi bekliyorum.
Farkındayım, sen benim imkânsızım.
Ama içimde susmak bilmeyen bir çocuk var;
ellerini cebine sokmuş,
başını öne eğmiş,
yine de gözleri parlıyor.
“Ya severse,” diyor.
Ya severse…
bir sabah ansızın adımı...
Bilmiyorum neyi bekliyorum.
Farkındayım, sen benim imkânsızım.
Ama içimde susmak bilmeyen bir çocuk var;
ellerini cebine sokmuş,
başını öne eğmiş,
yine de gözleri parlıyor.
“Ya severse,” diyor.
Ya severse…
bir sabah ansızın adımı söylerse,
sesinde kırk yıl sakladığı bir şarkı gibi,
ben o anda ne yaparım bilmiyorum.
Kalbim durur mu, yoksa koşar mı ona?
Bilmiyorum.
Sadece o çocuğun umudunu dinliyorum.
Ya severse…
bir akşam vakti,
rastgele bir sokakta karşılaşırız diye
her köşe başını yavaş geçiyorum.
Rüzgâr saçlarımı dağıtırken
senin adın dilimde bir dua gibi dönüyor.
Geç kalıyorum her yere,
çünkü belki bir saniye önce sen geçmişsindir oradan.
Belki kokun hâlâ havadadır.
Aptalca, biliyorum.
Ama o çocuk aptal değil,
sadece çok seviyor.
Ya severse…
göz göze geldiğimiz o kısacık anı
bin kere yeniden yaşıyorum geceleri.
Sanki zaman orada takılı kalmış,
sen bakıyorsun, ben bakıyorum,
ve bütün evren o bir saniyeye sığmış.
Sonra gözlerini kaçırıyorsun,
ben kaçırmıyorum.
Hâlâ oradayım.
Hâlâ bakıyorum.
Ya severse…
diyor içimdeki çocuk,
ve ben ona kızamıyorum.
Çünkü büyümek,
bazen en güzel hayalleri öldürmek demek.
Ben öldürmek istemiyorum.
Bırak biraz daha inansın.
Bırak, senin bir gün
“seni gördüğüme sevindim” diyeceğin o cümleyi
bin kere prova etsin içimde.
Bilmiyorum neyi bekliyorum.
Belki bir mucizeyi.
Belki bir hatayı.
Belki de sadece,
senin de içinde
böyle inatçı bir çocuk olduğunu öğrenmeyi.
O çocuk susmuyor.
Susmayacak.
Çünkü sen hâlâ
benim en güzel “ya”sın.
Ve ben,
henüz vazgeçmek için
çok küçüğüm.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!