José Saramago Görmek romanı bana, yazarını ve kitabın adını hiç bilmeden okusam bile, sanki ülkemizde yaşanmış olayların bir yansıması gibi hissettirdi. Özellikle politik ikiyüzlülüklerin ve iktidar–halk arasındaki gerilimlerin, on yıllardır hem...
José Saramago Görmek romanı bana, yazarını ve kitabın adını hiç bilmeden okusam bile, sanki ülkemizde yaşanmış olayların bir yansıması gibi hissettirdi. Özellikle politik ikiyüzlülüklerin ve iktidar–halk arasındaki gerilimlerin, on yıllardır hem yakın hem de uzak tarihimizde gördüğümüz örneklere bu kadar benzemesi şaşırtıcıydı. Saramago, seçim günü sandığa giden halkın %83’ünün boş oy kullanmasını sadece bir kurgusal ihtimal gibi değil, toplumsal hafızamıza çok tanıdık gelen bir sahne gibi kılıyor.
Romanın en güçlü tarafı, siyasetin kendi iç çelişkilerini ironik bir dille gözler önüne sermesi. Devletin halkın sessizliğini “tehdit” olarak görmesi, aslında iktidarların ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu noktada Saramago’nun evrensel bir meseleye dokunduğu açık: demokrasi, sadece sandığa gitmek değil; halk iradesinin gerçekten tanınmasıyla anlam kazanan bir şey.
Dil açısından bakıldığında Saramago’nun uzun ve kesintisiz cümleleri okuru biraz zorluyor. Ancak bu üslup aynı zamanda romanın gücünü de artırıyor: Bürokratik söylemin ağırlığıyla alay eden, gerilimi mizahla kıran bir anlatım tarzı var. Karakterlerin bireysel derinlikleri sınırlı olsa da, halkın kolektif sesi her şeyin önüne geçiyor.
Sonuç olarak Görmek, günümüz dünyasında hâlâ rahatsız edici derecede güncel bir roman. Hem bir politik alegori hem de demokrasiye dair sert bir sorgulama. Okurken kendimizi, kendi ülkemizin siyasal sahnesine ayna tutar gibi hissetmemiz de Saramago’nun evrensel diliyle buluştuğumuzun en açık göstergesi.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!