📍26 Ocak 2026
İçim; dilimden dökülmeyen kelimelerin tekrarına duruyor.
İnsan bazen konuşmaz, anlatmaz, anlatamaz. Çünkü bazı kelimeler dile gelince eksilir; ağırlığını, anlamını, hatta gerçekliğini kaybeder. İçimizde birikenler, söylenmeyen...
📍26 Ocak 2026
İçim; dilimden dökülmeyen kelimelerin tekrarına duruyor.
İnsan bazen konuşmaz, anlatmaz, anlatamaz. Çünkü bazı kelimeler dile gelince eksilir; ağırlığını, anlamını, hatta gerçekliğini kaybeder. İçimizde birikenler, söylenmeyen cümleler hâline gelir ve zamanla aynı düşüncelerin etrafında dönüp duran bir tekrar başlar. İşte o an, insanın içi yorulur. Söyleyemediklerini defalarca düşünmek, aynı sorularla baş başa kalmak, kalbi sessizce tüketir.
Bu sessizlik bir suskunluk değil, bir bekleyiştir aslında. İnsan kendine bile itiraf edemediği duygularla bir yolculuğa çıkar. Bu yol, ne tam olarak karanlıktır ne de aydınlık. Arada bir yerdedir; umutla yorgunluk arasında, vazgeçmekle devam etmek arasında… Her adımda “Bir gün geçer mi?” sorusu yankılanır. Ama cevap gelmez. Çünkü bazı yolculuklar varış noktasından çok, insanın içinde bıraktığı izlerle anlam kazanır.
“Bu yolculuk ne zaman bitecek?” sorusu, bitmesini istemekten çok, anlaşılma arzusudur. İnsan bazen sona ulaşmak değil, sadece yükünü biraz olsun hafifletmek ister. İçindekilerin duyulmasını, görülmesini… Belki de bu yüzden kelimeler dilde değil, içte çoğalır. Çünkü içimiz, anlatılmayanların en sadık tanığıdır.
Ve belki de kabul etmek gerekir: Her yolculuk bitmez. Bazıları insanın bir parçası olur. Öğretir, değiştirir, olgunlaştırır. İçimizi susturan o tekrarlar, bir gün yerini sessiz bir kabullenişe bırakır. O zaman anlarız ki yol bitmemiştir ama biz artık aynı kişi değilizdir.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!