📍27 Ocak 2026
İnsan hayatında en çok yorulan şeylerden biri, anlam veremediği davranışlara bahane bulmaya çalışmaktır. Oysa gerçek çok daha basittir:
Hiç kimse on saniye mesaj atamayacak kadar yoğun, beş dakika görüşemeyecek kadar meşgul,...
📍27 Ocak 2026
İnsan hayatında en çok yorulan şeylerden biri, anlam veremediği davranışlara bahane bulmaya çalışmaktır. Oysa gerçek çok daha basittir:
Hiç kimse on saniye mesaj atamayacak kadar yoğun, beş dakika görüşemeyecek kadar meşgul, güzel bir çift sözü söyleyemeyecek kadar tükenmiş değildir. İsteyen insan bir yol bulur; istemeyen ise bahaneyi.
Sevgi, zamanla ölçülmez ama zaman ister. İlgi, büyük jestlerde değil; küçük ama sürekli davranışlarda kendini belli eder. Bir mesaj, bir hâl hatır sorma, bir “aklımdasın” cümlesi… Bunlar lüks değil, isteyen herkesin yapabileceği şeylerdir. Bu yüzden ilgisizliği yoğunlukla açıklamak, sevgisizliği şartlara bağlamak, aslında gerçeği görmemek için kendimize söylediğimiz küçük yalanlardır.
“Yoğunum” diyen birinin, sevdiği şeylere nasıl zaman ayırabildiğini görmek yeterlidir. Çünkü insan neyi önemsiyorsa ona mutlaka vakit ayırır. Gerçekten isteyen kişi, hissettirir. Bunu yüksek sesle söylemesine gerek yoktur; davranışları zaten konuşur. İstemeyen kişi ise susar, gecikir, eksiltir… Ve sonra buna bir sürü bahane ekler.
Sevgisizlikte de ilgisizlikte de bahaneye inanmak, aslında karşımızdakini değil, kendimizi kandırmaktır. Çünkü içten içe biliriz: Bu böyle olmak zorunda değil. Ama kabullenmek zor gelir. O yüzden “belki yoğundur”, “belki şartlar zordur” deriz. Halbuki bazen gerçek şudur: O kişi istemiyordur. Ve bu, bizim değerimizle ilgili değil; onun tercihleriyle ilgilidir.
İnsanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, bahanelere değil davranışlara inanmasıdır. Çünkü sevgi açıklanmaz, yaşatılır. İlgi anlatılmaz, hissettirilir. Geri kalan her şey sadece kelimelerle oyalanmaktır.
Ve evet, buna inanmak…
Çoğu zaman kendini kandırmaktan başka bir şey değildir.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!