Bir bahar dalında titreyen son çiğ tanesi gibi seni bekliyorum hâlâ. Ama beklemek artık kanat çırpmıyor içimde, yalnızca ağır ağır kanıyor. Gözlerinle başlayan her cümle şimdi boğazımda yarım kalıyor. Söylediğim kelimeler sana aitti...
Bir bahar dalında titreyen son çiğ tanesi gibi seni bekliyorum hâlâ. Ama beklemek artık kanat çırpmıyor içimde, yalnızca ağır ağır kanıyor. Gözlerinle başlayan her cümle şimdi boğazımda yarım kalıyor. Söylediğim kelimeler sana aitti aslında; ben onları sadece ödünç almıştım. Şimdi hepsi yabancı bir dil gibi dökülüyor dudaklarımdan. Aşk dediğin şey birinin sana “sen” demesiyle başlıyor sanıyordum. Meğer en derin yeri, o “sen” kelimesinin çekildiği anmış. Geriye kalan boşluk, kendi yankısını dinleyen bir kuyu gibi dibe doğru büyüyor. Bazen rüyada sana sarılıyorum ve uyanınca yastıkta bıraktığın koku yok. Sadece ter kokusu var ve yenilmişliğin tuzu. Parmak uçlarım hâlâ senin saçlarını arıyor gece yarısı karanlıkta; kör bir piyanist gibi tuşlara dokunuyorlar ama hiçbir nota çıkmıyor. Çünkü sen o müziğin ta kendisiydin. Biliyor musun, sen gidince ben de tam gitmedim aslında. Bir parçam kaldı senin en sevdiğin kafede, masanın kenarındaki çiziklerde, sigara dumanının aldığı son şekillerde ve garsonun her seferinde “aynı yer mi?” diye sormasında. Başka bir parçam kaldı senin en sevdiğin şarkının nakaratında. Her dinleyişte kalbim aynı yerden kırılıyor, aynı cümlede: “Gitme” diyemediğim o anda. En kötüsü ne biliyor musun? Seni özlemek artık yetmiyor. Özlemek hafifletmiyor bile. Sadece bir alışkanlığa dönüşüyor ve bu alışkanlık beni yavaş yavaş sana benzetiyor. Artık ben de senin gibi yağmur yağdığında cam kenarına oturuyorum, aynı dalgınlıkla bakıyorum dışarıya ve aynı soruyu soruyorum kendime: “Acaba o da şimdi bir yerlerde aynı yağmura mı bakıyor?” Aşk, birinin seni terk etmesiyle bitmiyormuş. Asıl o zaman başlıyormuş. Çünkü geriye kalan her şey seninle ilgili oluyor; acı bile senin adını taşıyor. Ve ben hâlâ seninle ilgili acıyı taşıyorum, sanki bir gün geri dönecekmişsin de “Bunu neden sakladın?” diye soracakmışsın gibi. Ama biliyorum. Dönmeyeceksin. Dönüş biletin yok. Ve ben o biletsiz bekleme salonunda hâlâ en ön sıradayım. Seni sevmek, sonsuza kadar yarım kalmayı kabul etmekmiş. Ve ben kabul ettim. Yarımım. Ama hâlâ senin yarımının içindeyim. İşte bu yüzden her gece aynı duayı ediyorum: “Tanrım, eğer onu geri getirmeyeceksen bari beni ondan tamamen kurtar. Ya da hiç değilse onu özlerken bile güzel özlemeyi öğret bana.” Çünkü sen gidince kalan hâlâ çok güzel bir şeydi ve ben o güzelliği yavaş yavaş kaybediyorum. Ama yine de… hâlâ sen. Seni. Hâlâ. Sen.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!